DALYAN GUIDE

Dalyan'da neler var ?

TARİHİ SOLUMAK İSTEMEZ MİSİNİZ ?

DALYAN'IN EN BÜYÜK ZENGİNLİKLERİNDEN BİRİ OLAN KAUNOS ANTİK KENTİ'NİN ORTAYA ÇIKARTILMASI VE ARKEOLOJİ PARKI HALİNE GETİRİLMESİ, TÜRKİYE TURİZMİ VE ANADOLU KÜLTÜRÜ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR. BUNU GERÇEKLEŞTİREBİLMEK İÇİN YILLARDIR BÜYÜK BİR ÖZVERİYLE KAUNOS KAZILARINI YÜRÜTEN BAŞTA PROF. DR. CENGİZ IŞIK OLMAK ÜZERE TÜM ARKEOLOJİ EKİBİNE, KAZILARDA GÖREV ALAN BAŞTA DALAMAN AÇIK CEZAEVİ HÜKÜMLÜLERİ OLMAK ÜZERE TÜM ÇALIŞANLARA DALYAN HALKI ADINA ÇOK TEŞEKKÜR EDERİZ.

Antik çağlardan kalan tarih kitaplarının ve yazıtların pek çoğunda adı geçen Kaunos, Dalyan'ın tam karşısında bulunmaktadır. Kaunos'un varlığı bilinmekte ancak nerede olduğu kanıtlanamamaktaydı. Kaunos Antik Kenti'nin yeri, kesin olarak 1842 yılında İngiliz Arkeolog Hoskyn tarafından belirlenmiştir. Hoskyn, Dalyan'daki harabelerde bir halk meclisi tableti bulmuş, bu tablette yazılanların çözülmesiyle buranın Kaunos olduğu ortaya çıkmıştı.

Belgelenen tarihi 2 bin 800 yıl geriye giden Kaunos'un çok daha eski bir yerleşim yeri olduğu tahmin ediliyor. Yörede, pek çok yerde yontma taş devrinden kalma taştan kesici aletler ve ok başları bulunuyor. Bulunan belgeler ve kalıntılar, Kaunos'un bir zamanlar büyük bir ekonomik güç ve kendi adına para basabilmiş egemen bir devlet olduğunu ortaya koymaktadır.

Kaunos'un bağımsız devlet olduğu dönemdeki sınırlarını belirleyen İsviçreli Arkeolog P. Roos, bu sınırları şöyle açıklamaktadır:
"Güneyde Fethiye Körfezi ile körfezin kuzeyindeki Krya Antik Kenti'nden başlayıp Fethiye'nin 35 kilometre Doğusundaki Tlos'a kadar uzanan hat ile Batı'da ise Gökova Körfezi'ndeki Idyma ve biraz daha Kuzeyde Ula'nın batısındaki Çamköy'e kadar uzanan hat."
Bugünkü anlatimla, Muğla'nın güneyindeki düzlüklerden başlayıp, Muğla ile Antalya arasındaki dağlara kadar uzanan sahil şeridi, Kaunos'un egemenliği altındaymış.

KURULUŞ EFSANESİ: HÜZÜNLÜ BİR AŞK ÖYKÜSÜ

Kaunos'a adını veren kimdir?

Yunan mitolojisine göre, tanrıların tanrısı Zeus, Menderes Nehri kıyısında Tanrıça Leto'yu hamile bırakmıştır. Tanrıça Leto'nun ikizleri olmuştur: Apollon ve Artemis. Apollon'un oğlu Miletos da yıllar sonra büyük babası ile büyükannesinin seviştiği yeri bulmuş ve orada Milet kentini kurmuştur. Ülkesini genişletmiş ve Karya adını vermiştir.

Karya Kralı Miletos'un da ikizleri olmuştur. Erkeğe Kaunos, kıza Byblis adı verilmiştir. Büyüdüklerinde Byblis, erkek ikizine aşık olur. Bu aşk, kardeş sevgisinin çok ötesindedir. Kız kardeşinin yasak aşkına karşılık vermeyen Kaunos, yanına dostlarını alarak ülkesini terk eder. Güneye giden Kaunos, şimdi kendi adıyla anılan yerde yaşamaya karar verir.

Kaunos'un gidişine üzülen Byblis, o kadar çok gözyaşı döker ki, hala Dalyan'da akan ve Calbis adı verilen pınarlar, o gözyaşlarından oluşmuştur. Hasrete dayanamayacak hale gelen Byblis, sonunda kendini bir kayadan aşağı atarak canına kıyar.

Tarihçi Ovidius da kentin kuruluşunu bu efsaneye bağlı kalarak anlatmıştır. Bu mitolojik efsane Anadolu'da günümüze kadar yaşamın bir parçası olarak varlığını sürdürmüştür. Anadolu'nun pek çok yerinde akrabalar arası aşklardan hala 'Kaunos aşkı' diye söz edilmektedir.

KAUNOS'TA NELER GÖREBİLİRSİNİZ ?

Engebeli bir araziye kurulu antik kentte, görülebilecek başlıca yapılar şunlardır: Akropol (kale ve surlar), şehir surları, tiyatro, kilise, hamam, depo, çeşme, agora, stoa ve kent içi yolları, tapınaklar ve kutsal alan, liman ve mezarlık. Bunun yanı sıra günümüze ulaşamayan askeri liman, tersaneler, spor merkezi, konutlar gibi yapılar ile henüz çıkartılmamış toprak altındaki eserler de düşünüldüğünde, antik kentin ne derece büyük ve önemli bir yerleşim alanı olduğun anlaşılır. Kendi adına para bastıran Kaunos'un bir dönem bağımsız devlet olduğu, Pisilis (Sarıgerme'de), Sultaniye (Köyceğiz Gölü kenarında) ve çevredeki pek çok küçük antik kentin kendisine bağlı olduğu biliniyor.

Kaunos'ta şimdiye kadarki kazılarda mimari eserlerin dışında çok sayıda heykel, heykel kaideleri, sikke, amfora, alınlık (diadem), süs eşyaları, vazolar, kandiller, figürler, çanak ve çömlek bulunmuştur.

Dalyan'ın hemen karşısında bulunan Kaunos'a 3 şekilde ulaşabilirsiniz. Kolay olanı, kral mezarlarının hizasından karşı kıyıya sandalla geçmek. Burada Dalyanlı hanımların sahibi olduğu sandallar bekliyor ve Dalyan Kanalı'nda karşıdan karşıya yolcu taşıyorlar. Bu yolu seçerseniz, karşıya geçtiğiniz yerde kral mezarlarını yakından görebilirsiniz. Hatta kapı açıksa soldaki gruba tırmanabilirsiniz. Kaya mezarlarından 10 dakikalık bir yürüyüş sizi Kaunos'un üst girişine götürür.
İkinci yol ise tekne ile arkeologlar evinin yanına gitmek. Buradan 5 dakikalık yürüyüşle yine üst girişe ulaşılır.
Ücüncü yol ise tekne ile Dalyan Su Ürünleri Kooperatifi'nin büyük dalyanının yanındaki Kaunos'un alt giriş iskelesine gitmektir.

Kaunos'ta gezebilecek yerleri gösteren panolar, ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz büfe, WC ve kafeterya bulunmaktadır. Gezmekten yorulursanız, antik tiyatronun basamak blokları arasında kök salmış asırlık zeytin ağaçlarının gölgesinde dinlenmenizi ve tarihi solumanızı öneririz.

TİYATRO

Kaunos'tan günümüze uzanan, onun ihtişamını ortaya koyan eserlerden biri tiyatrosudur. 5 bin kişilik muhteşem bir tiyatro. Doğu tarafından Akrapol tepesine yaslanmış tiyatro, plan olarak Helen tiyatrolarının geleneğinden. Antik tiyatro sahne, oyun yeri ve oturma sıraları olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. 75 m çapında ve mükemmel akustik için 27 derecelik açı ile dairesel olarak yükseliyor. İzleyiciler bölümü, 8 merdiven ile 9 oturma dilimine ayrılmış. Her bir oturma dilimi 33 oturma sırasına sahip. Bu sıralar, bütün seyir bölümünü yatay olarak bölen yürüme koridorları ile iki bölüme ayrılıyor. Doğrudan yürüme koridoruna açılan beşik tonozlu iki geçiş var. Bu geçişler Roma dönemi karakteri taşıyor. Orkestranın önüne yerleştirilen sahne binası yan mekanları ile birlikte 38,5x10,40 boyutunda. Zamanında iki katlı imiş.

Tiyatronun izleyici giriş tünelinin hemen solunda bir bölüm yıkılmıştı. Arkeologlar, bunun nedenini uzun süre aradılar ve sonunda buldular. Burada bir çeşme yer alıyordu ve su zamanla zemini zayıflatarak tiyatronun duvarının çökmesine neden olmuştu. Burası onarılarak tiyatro daha da sağlam hale getiriliyor. Günümüzde tiyatro, sahne ve bazı oturma sıraları hariç genelde iyi durumda. Bozulan sıralar ağaç oturaklarla düzgün hale getirildi ve binlerce yıllık antik tiyatro, zaman zaman muhteşem konserlere ev sahipliği yapıyor.

MUHTEŞEM KENT SURLARI

Kaunos'taki kazıları yöneten Prof. Dr. Cengiz Işık, "Kaunos" adlı kitabında kendisini Kaunos'ta kazılara 2 şeyin özendirdiğini, bunlardan birinin kral mezarları, diğerinin ise kent surları olduğunu yazar. Surlar, Kaunos'un batısında antik limandan başlayıp, topoğrafik yapıya uyarak bazen keskin, bazen yumuşak dönüşler yaparak Balıklı Dağı'nın zirvesine kadar ulaşır. Bu surların, Kaunos'u karadan gelecek saldırılara karşı koruduğu anlaşılmaktadır.

Anlaşılamayan ise aynen kral mezarlarında olduğu gibi binlerce yıl önce orada o surların hangi teknoloji kullanılarak yapıldığıdır. Yer yer genişliği 4 metreyi bulan surlar taşlar yontularak, birbirine geçirilerek harçsız olarak yapılmıştır. Surların yapıldığı bölge, çalışmanın zor olduğu sarp bir yerdir. Bu kayaların oraya nasıl taşındıkları, hangi teknoloji ile yontuldukları, metrelerce yüksekliğe nasıl çıkartılarak harçsız olarak örüldüğü hala anlaşılamamaktadır. Bu surların üzerinde sadece bir kapı vardır.

Kaunos'un bu en önemli tarihi eserleri, ören yerinden biraz uzakta olmaları yüzünden gezilememekte, Kaunos'a bir kaç saatliğine getirilen yaz konukları, bunları göremeden gitmektedirler.

AKRAPOL (Kale ve şehir içi surlar)

Kaunos'ta kale, kentin doğusundaki dik ve 152 metre yüksekliğindeki tepededir. Bu tepeden bütün antik kent, Dalyan, İztuzu Kumsalı, Dalyan ve Akdeniz arasında uzanan deltanın tamamı, tarlalar, bahçeler ve ormanlar görülür. Kalenin bulunduğu tepenin Doğu ve Güney yamaçları uçurumdur.

Kaleye antik tiyatronun yanındaki patikadan çıkılır. Kaleyi kuşatan çift sıra surların ilk defa MÖ 5. Yüzyıl'da yapıldığı belirlenmiştir. Surlarda bulunan kapılar, mazgal delikleri ve siperlikler kalenin her çağda çeşitli onarımlar gördüğünü kanıtlamaktadır.

ANADOLU'DA İLK VE TEK KUBBELİ KİLİSE

Ören yeri girişinden tiyatroya giden yolun sağında güzel bir kilise vardır. Buraya Büyük Kilise adı verilir. Kaunos'ta bu kilisenin varlığı, buranın Roma döneminde de önemini koruduğunu göstermektedir. Bu kilisenin en önemli özelliği ise Anadolu'da bulunmuş ilk kubbeli kilise olmasıdır. Henüz başka bir örneği de yoktur.

Kilisenin 5. Yüzyıl'da, ya da daha sonraki dönemlerde yapıldığı sanılmaktadır. Bir giriş ve üç bölmeden oluşmaktadır. Giriş Batıda, kutsal yön Doğudadır. Kilisenin çevresinde bulunan mezarlar ve eski binalar temizlenerek kilisenin yapısı ortaya çıkartılmıştır. Kilisenin altında da çok daha önceki yüzyıllardan kalma yapıların bulunduğu anlaşılmıştır. Roma kilisesine zarar vermeden bunların kazıları da yapılmaktadır.

ROMA HAMAMI

Anadolu'da bulunan Roma hamamları içerisinde en iyi durumda olanlardan biridir. Hamamda soyunma yeri, soğukluk, ılıklık, sıcaklık ve masaj yeri, ısınma sistemi ve havuz gibi bölümler onarılmaktadır. Hamamın en güzel ve etkileyici cephesi, bol pencereli olan Güney cephesidir. Bu pencereler, kente ve limana hakimdir.

PALESTRA (Spor Okulu)

Kaunos'ta bulunan yazıtlardan, hamamın doğusundan kiliseye kadar uzanan alanda bir spor okulunun varlığı biliniyor. Burada güreş yapıldığı ve diğer sporlarla ilgili eğitim verildiği sanılıyor. Geniş bir alanı kapsayan spor okulundan günümüze fazla bir şey kalmamıştır. Kaunos'ta aslan heykeli bulunmuştur. Kral mezarlarından birinde de aslan figürleri bulunmaktadır. Belki Kaunos'ta bir dönem gladyotörler de vardı.

TAPINAKLAR VE KUTSAL ALANLAR

Aklının ermediği, gücünün yetmediği her şeyi tanrısallaştıran ve onlara tapan antik çağ toplumları gibi Kaunoslular da çeşitli dönemlerde çeşitli tanrılara tapmışlardır. Tanrıları için kentin çeşitli yerlerinde tapınaklar, sunaklar ve kutsal alanlar kurmuşlardır. Son kazılar ortaya çıkartmıştır ki, çeşitli dönemlere ait tapınaklar bazen aynı yerde üst üste bulunmaktadır.

Kaunos'ta bulunan bir yazıtta Apollon, Posedion, Artemis ve Aphrodite adları geçmektedir. Herodot ise Kaunosluların yabancı tanrılara değil kendi tanrılarına taptıklarını yazmıştır. Kaunoslular, bazen bir taşa tapmışlar, bazen kılıçlarını çekip yabancı tanrıları kovalamışlardır! Bu konuda daha fazla bilgiyi aşağıda "Tanrı kovalayan bir toplum" başlığı altında okuyabilirsiniz.

AGORA (Liman Pazar Yeri)

Kaunos'ta yeterince kazı yapılamadığı için şimdilik sadece bir agora bilinmektedir. Bu da şimdi Sülüklü Göl olan antik ticaret limanının hemen yanındadır. Kazılara başlanıldığından bu yana her yıl bir bölümü kazıldığı halde, henüz dörtte biri ortaya çıkartılabilmiştir. Kentin en hareketli yeri olduğu tahmin edilen bu bölgedeki kazılarda, çok sayıda anıt, yazıtlı blok ve heykel kaideleri bulunmuştur. Agoradaki heykellerin hiç biri bulunamamıştır.

STOA (Alışveriş ve Toplantı Merkezi)

Liman Agorası'nın kuzeyinde 94 metre uzunluğundaki staoda pek çok anıt bulundu. Bunlardan tamamen mermerden yapılmış 2 metre yüksekliğinde ve 13 metre 20 santim uzunluğundaki Quintus Vedius Capito Anıtı en büyükleridir. Ailesi adına anıt yaptıran kişi Capito, Kanuos'un baş tanrısı Basileus Kaunios ve şimdi Sultaniye Kaplıcası'nın bulunduğu yerdeki Leto Tapınağı'nın rahibidir. Anıtın üzerinde heykeller de olması gerekirdi. Heykellerin anıta bağlantı yerleri görülmektedir ama heykeller bulunamamıştır. Staoda ortaya çıkartılan anıtlar arasında Şükran Anıtı, Bağış Anıtı, Licinius Murena Anıtı, Bağış Kumbarası ve Liman Çeşmesi dikkati çekmektedir. Liman Çeşmesi, Gümrük Nizamnamesi nedeniyle ayrıca önem taşımaktadır.

Biz burada kısaca Şükran Anıtı'ndan söz edelim. Kaunos'ta ve başka yerlerde ele geçen yazıtlardan, yöredeki pek çok toplum gibi Kaunosluların da Rodoslulardan nefret ettiklerini öğreniyoruz. Staoda ortaya çıkan Şükran Anıtı'nda şöyle yazmaktadır:
"İyilik ve yararlılığının karşılığı olarak Kaunos halkı bu heykeli Roma halkını temsilen dikti."
Yani, Kaunoslular Rodoslulara karşı kendilerini koruyan Roma'ya teşekkür ediyor.
Bu anıtın aynı, İÖ 188 veya 168'de Sisam Adası'nda da dikilmiş. 7 metre 40 santim yüksekliğindeki bu anıtın üzerinde ise Roma halkını temsil eden dev bir heykel yer almaktadır. Kaunos'ta anıt bulunmuş ama heykel ortada yoktur.

LİMAN ÇEŞMESİ

1969 öncesi çalılıklar arsında dağınık vaziyette bulunan taşlardaki yazılarda "gümrük" kelimesinin geçmesi nedeniyle bunların bir gümrük binasının kalıntıları olduğu zannedilmişti. Daha sonra yapılan kazılar ve incelemeler sonucu, taşların anıtsal bir çeşmeye ait olduğu ortaya çıktı. Bu çeşme, eksik parçaları yenileriyle tamamlanarak tamamen ayağa kaldırıldı.

İncelemeler sonucu bu çeşmeye suyun kuş uçumu 4 kilometre uzaklıktaki Ölemez Dağı'nın Deregözü mevkiinden geldiği belirlendi. Çeşmenin antik limana bakan batı yüzündeki bloklar ise Kaunos'un Gümrük Nizamnamesi yazılmış. Bu nizamnameye göre Kaunoslular, denizden ticareti arttırmak için çeşitli teşvikler uygulamışlar. Büyük bir ihtimalle teşviklerle dolu bu nizamnamenin ilan edildiği dönemde Kaunos Limanı'nın önünde İztuzu Kumsalı oluşmaya ve kaptanlar limana girmekte nazlanmaya başlamış olmaları gerekir. Karadan ticaret ise teşvik edilmemiş.

MEZAR ANITI (Monopteros)

Kaunos'ta Küçük Kale'nin Kuzaybatısı ile antik liman arasındaki bölgede köylüler mermerden bir aslan heykeli buldu. Heykel, Köyceğiz meydanına dikildi. Aslan heykelinin bulunduğu yerde yapılan kazılarda ise çok değerli eserler bulundu.

Suyun altında kaldığı için henüz ana kayaya kadar sondajı yapılamayan ve kazısı tamamlanamayan bölgede kare şeklinde bir temel ortaya çıkartıldı. 7 metre 80 santime 7 metre 85 santim ebadındaki temelde, başka yapılardan devşirme mermer bloklar kullanıldığı anlaşıldı. Temelin çevresinde yapılan kazılarda ise çeşitli parçalar, sütunlar, heykeller bulunmuştur. Bulunan yapı elemanlarından alt temelin kare şeklinde olmasına rağmen üst yapının yuvarlak olduğu ortaya çıkmıştır. İon başlıklardan ve diğer parçalardan yapı İÖ 1. Yüzyıla tarihlendi.

Bulunan parçalardan eksikler var. Özellikle sütunlar ortada yok. Buna rağmen bulunanlarla, yapının nasıl olduğu ortaya çıktı. Alttaki temel 3 basamaklı. Her basamak 30 santim yüksekliğinde. Temelin üzerindeki bütün parçalar mermerden ve çok iyi bir işçilikle işlenmiş. Temelin üzerinde önce yuvarlak bir platform yer alıyor. Bu parçaların tamamı bulundu. Yuvarlak platform 8 parçadan oluşuyor. Bunun üzerinde yine 8 parçadan oluşan sütunların dikildiği mermer pervazı var. Üst yapının bütün parçaları kenet ve dübellerle birbirine bağlanmış. Yivsiz 8 sütunun yükseklikleri 3 metre 65 santim. Onların üzerinde de 14,5 santim yüksekliğinde birer ion başlığı bulunuyor. Anıtın sütunlara yerleşen tavanının yan elemanlarla birlikte çapı 3 metre 80 santim. Tavanın ana parçaları 4 adettir ve dıştan yuvarlak kesimli. Roma döneminde bir Anadolu geleneği olarak sürdürülen anıt mezar geleneğinin örneği olduğu sanılan bu anıt ayağa kaldırıldığında Kaunos, muhteşem bir esere sahip olacak.

ÇÖMLEKÇİ TEPESİ

Kentin Batısında Çandır Köyü tarafındadır. Ticaret limanın önünün, tehlike anında Küçük Kale ile Çömlekçi Tepesi arasında zincir çekilerek kapatıldığı sanılmaktadır. Çevrede mezarlar, yukarda anlatılan kent surları, Batı Kale ve Batı Kapısı yer alır. Buradaki kalenin 3. Yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır.

KÜÇÜK KALE

Kaunos Antik Kenti, tiyatronun sol tarafından Dalyan Deltası'na bir dil gibi uzanmaktadır. Bu yarımadanın sol tarafında bugün tamamen dolu olan liman askeri amaçla kullanılıyordu. En yüksek noktası 50 metre olan bu yarımada tepede çeşitli kalıntılar bulunmaktadır. Üst noktalarında her dönem kutsal alan olarak kullanıldığı tahmin edilen Demeter Terası ve Küçük Kale bulunmaktadır. Gözetleme ve denizden gelecek saldırılara karşı savunma amaçlı kurulan Küçük Kale, bir surla Akrapole de bağlı idi.

KONUTLAR

Kazılar sırasında, stoanın arkasındaki terasta, Erken Bizans dönemine ait bazı ev temellerine rastlanmıştır. Antik kentin asıl konut alanının kutsal tapınak alanından Kuzey'e ve Batı'ya uzanan bölge olduğu tahmin edilmektedir. Konutları ortaya çıkartmak için henüz bir çalışma yapılmamıştır.

KİMSENİN GÖREMEDİĞİ MUHTEŞEM ESERLER

Kaunos'un tarih boyunca korunamadığını ve sürekli soyulduğunu bildiren Prof. Işık, topoğrafik yapının kentin tamamen ortaya çıkartılmasına izin vermediğini de söylüyor. Gerçekten de Kaunos, bir teraslar kenti ve bir bölümü ise suların altında kalmış. Bir temelin altından başka yapılar çıkıyor. Yani üst üste kurulmuş kentler var.

Şimdiye kadar çıkartılanların ayağa kaldırılmasının dahi büyük başarı olduğunu belirten Prof. Işık, 2001 yılında hocası Prof. Baki Öğün'ün de imzasına yer vererek "KAUNOS-35 yıllık Araştırma Sonuçları(1966-2001)" adlı bir kitap yayınladı. Bu kitapta Kaunos'ta bulunan ancak şimdiye kadar hiç görmediğimiz bazı eserlerin fotoğrafları yer alıyor. Ancak fotoğrafların yayınına izin verilmiyor.

Kaunos Antik Kenti hemen Dalyan'ın karşısında. Ama Dalyan'da ne bir müze, ne de tek bir tarihi eser var! Bir aslan heykeli Köyceğiz'de. Diğer eserlerin Ankara, Fethiye ve Bodrum müzelerinde olduğu söyleniyor. Dalyan imar planında 1989 yılında boşaltılan PTT binası müze olarak belirlenmiş. Bu eserler bulundukları yere en yakın yerleşim alanında sergilenmesi en doğru karar olacaktır. Böylece, Dalyan'ı her yıl ziyaret eden yüz binlerle ifade edilen konuklar da bu eserleri görebilme imkanına kavuşacaktır.

KARCA'NIN ŞİFRESİ NASIL ÇÖZÜLDÜ ?

Kaunos kelimesinin Helencede bir anlamı yoktur. Likya yazıtlarında Kaunos'tan Ksibde adıyla söz edilir. Kaunos çevresindeki diğer kentlerdeki yazıtlarda ise Kaunos'un adı Kbid olarak geçer. Aslen Bodrumlu olan tarihçi Heredot, Kaunosluların kendilerini Giritli olarak tanıttıklarını ama kendisinin bunların yerli halk olduğuna inandığını söyler. Heredot, Kaunosluların yaşam tarzı ve dil olarak Karya'nın etkisinde kaldıklarını, ya da tersi olduğunu söyler.

Gerçekten de Kaunosluların dili Karcaya benzemektedir. Alfabeleri de Karcayla uyumludur. Sadece 5 harfleri farklıdır. Yakın zamana kadar Karca çözülemediği için Kaunosça da anlaşılamamaktaydı. Kaunos kazılarını yürüten Prof. Dr. Cengiz Işık, Karcanın ve Kaunosçanın şifrelerinin çözülmesini Kaunos adlı kitabında şöyle açıklıyor:

"1996 yılı Temmuz ve Ağustos ayları, Kaunos öreninde araştırmalarını sürdüren bizler için anlamlı günlerdi. 30 yıllık dönem geride kalmıştı çünkü. Bu özel kazı mevsiminin bir festival ile kutlanılması hazırlıkları sürerken, bir armağan da Kaunos'un kendisinden gelmişti bize: Karca ve Grekçe olarak iki dilde yazılmış bir stel. Öyle bir armağandı ki bu, yalnızca arkeologları heyecanlandırmakla kalmamış, özellikle dilbilimcilerini kendine ulaşabilme yarışı içine sokmuştur."

Grekçe bilindiği için bu stel sayesinde Karca ve biraz farklı olan Kaunos dili de çözüldü. Dil çözülünce Kaunosluların kentleri için "Kbid" adını kullandıkları da kesinlik kazandı. Paralarında yer alan K ve B harflerinin ne anlama geldiği de ortaya çıktı.

TANRILARI KOVALAYAN BİR HALK

Amasyalı tarih ve coğrafyacı Strabon, Kaunos'un bir yarımada üzerinde kurulu olduğunu, önü açılıp kapanabilen bir limanları bulunduğunu, tuz, tuzlu balık ve köle ticareti yaptıklarını ve varlıklı olduklarını yazar. Xanthos'taki yazıtlardan da Kaunosluların kahraman ve varlıklı insanlar olduklarını öğreniyoruz.

Kaunos'taki kazılarda da en alttan çıkan tüm yapılar, bu zenginliği yansıtıyor. Ancak, limanın önünün dolmasıyla kentin fakirleştiği, sonraki yapılaşmadan da anlaşılıyor. Son dönemlerdeki yapılarda daha çok 'devşirme' denen eski yapı taşları kullanılmış. Heykel kaideleri bile temel taşlarının arasında bulunabiliyor. Antik çağda Kaunos'un tuzunun çok değerli olduğunu biliyoruz. Kaunos'ta üretilen tuz, o dönemlerde göz merhemi olarak da kullanılıyormuş. Bu tuzun üretildiği tuzla, onlarca yıldır aranıyordu ama bulunamıyordu. Son yıllarda tesadüfen bulundu ve Türkiye'deki ilk antik tuzla olarak kayıtlara geçti. Bu tuzlanın bulunma hikayesini İztuzu bölümünde okuyabilirsiniz.

ONURLU İNSANLARDI

Pers generali Harpagos, İonya'yı ele geçirdikten sonra MÖ 545'te Karya, Kaunos ve Likya'ya saldırır. Diğerleri teslim olurken, özgürlüklerine düşkün olan Kaunoslular ve Xanthoslular uzun süre karşı koyarlar. Ama karşılarındaki güç çok büyüktür. Persler kentlere girdiklerinde büyük bir katliamlar yaparlar. Kaunoslular, her defasında Perslere karşı mücadelenin ön saflarında yer almışlar ve her yenilgiden sonra kentleri yakılıp yıkılmıştır. Sonunda Attika-Delos Deniz Birliği'ne katılmak zorunda kalmışlar ve büyük vergiler ödemişlerdir.

BAĞIMSIZLIĞIN BEDELİ

Kentin MÖ 377'de Karya Satrabı Mausolos'un yönetimine girdiğini ve büyük bir imar hareketinin başladığını görüyoruz. Perslerin tahribinin izleri silindikten hemen sonra bu defa da kent Büyük İskender'in işgaline uğramış. Ancak, İskender Kaunos'a zarar vermeden satrabın kızkardeşi Prenses Ada'ya armağan etmiştir! İskender'in ölümünden sonra Kaunos'ta çalkantılı bir dönem yaşandığını biliyoruz. Kenti ele geçirmek isteyen generaller arasında sık sık çatışmalar çıkmış ve yönetim çok defa el değiştirmiştir. Güçsüzleşen kent, sonunda Bergama Krallığı'na bağlanmak zorunda kalmıştır.

Romalılar bölgeyi ele geçirdiklerinde Kaunosluların nefret ettikleri Rodos'a bağladılar. Kaunoslular itiraz ettiler ve MÖ 129'da Roma'nın Asya Eyaleti içinde bağımsız bir kent haline geldiler. Tabii bunun için yüklü vergi ödediler. Kaunoslular özgürlüklerine o kadar düşkündüler ki, bağımsız olabilmek için zaman zaman çok ağır bedel ödedikleri görülüyor. Kayıtlardan, Attika-Delos Deniz Birliği'ne 10 talent gibi o devir için çok büyük para ödediklerini öğreniyoruz. Roma'dan sonra Bizans döneminde de bedelini ödeyerek Myra Metropolitliği'ne bağlı bağımsız kent statüsünü korumuşlar.

ÇOK İLGİNÇ BİR HALK

Kaunoslular, yaşadıkları döneme bakıldığında çok ilginç bir halk. Gizemlerini çözmek çok güç. Her ortaya çıkan yeni bir belge ve bilgi, onları daha da ilginç hale getiriyor.

Kaunosluların paralarının çoğunda üzüm salkımı figürü yer alır. Üzümün olduğu yerde mutlaka şarap da bulunur. Homeros, yaşam tarzları ve inanışları o dönemdeki diğer toplumlardan farklı olan Kaunosluları şöyle anlatıyor:
"Görenekleri bakımında diğerlerinden olduğu kadar Karyalılardan da farklıdırlar. Bunlarda içki alemi tertiplemek geleneği vardı. Ancak bunu yaparken erkek, kadın, çocuk ve ayrıca yaş ve arkadaşlık ilişkileri de dikkate alınırdı. Kendilerine yabancı olan tanrılar için bir din uyarlamışlar, ama sonradan vazgeçmişler. Yaşlılar, yalnız babalarının tanıdıkları tanrılara tapmayı kararlaştırmışlardır. Bunun üzerine ülkenin gençleri silâhlanmışlar, bu tanrıları, havaya kılıç sallayarak Kalynda sınırına kadar kovalamışlardır. Bunu 'Yabancı tanrıları işte böyle kovaladık' diye anlatırlar. Bu ulusun gelenekleri böyledir.”

Kaunosluların paralarının çoğunda tanrılardan haber getiren melek olduğuna inanılan İris figürü yer almaktadır. Ancak ilginç bir şekilde İris'in baktığı yön ile koştuğu yön farklıdır. Acaba bu, Homeros'un anlattığı tanrıların kovalanması olayını mı tasvir etmektedir?

KONUTLAR

Kazılar sırasında, stoanın arkasındaki terasta, Erken Bizans dönemine ait bazı ev temellerine rastlanmıştır. Antik kentin asıl konut alanının kutsal tapınak alanından Kuzey'e ve Batı'ya uzanan bölge olduğu tahmin edilmektedir. Konutları ortaya çıkartmak için henüz bir çalışma yapılmamıştır.

ATALARI TAŞA TAPMIŞ

Canlı tanrıları (!) kovalayan Kaunoslular, acaba atalarının bir taşa taptıklarını biliyorlar mıydı?

Hamam binasının Güneybatısı'ndan başlayıp kent merkezine inen kaldırım taşları döşenmiş yer yer basamaklı kutsal yolun solunda geniş bir düzlük yer alır. Bu alan kazılar başlamadan önce tamamen dikenli çalılarla kaplı bir yamaç görünümündeydi. Çalılar temizlenince, toplama taşlarla yapılmış bir kilisenin temel kalıntıları bulundu. Arkeologlar, bu kalıntının altında başka bir yapının varlığını fark ettiler. Üstteki kilisenin taşları temizlendiğinde ortaya şimdiki Teras Tapınağı çıktı.

Bizans döneminden mezarların da bulunduğu Teras Tapınağı'nın at nalı şeklindeki mermerden ve sütunlu ana tapınak bölümünün içinde bir başka yuvarlak ve sütunlu alan daha vardı. Bu bölümün sütunlarının arasının duvarla örüldüğü ve girişi olmadığı belirlendi. Bunun anlamı, burası tanrılara veya bir tanrıya adanmış kutsal odaydı. Bir tarafında oturma yerleri gibi basamaklar bulunan bu yuvarlak bölümün tam ortasında da leylak rengi mermerden bir sunak bulunuyordu.

Sıra tapınağın yaşını belirlemeye geldi. Tapınağın önünde Dor tarzı sütunlu galerilerle çevrili terasın Kuzeydoğu köşesindeki sütun kalp şeklindeydi. Bu tür sütunlar en eski İÖ 3. Yüzyılda görülüyordu. Kazılar sırasında tapınağın sağ köşesinde kayalık alanda bir Augustus sikkesi bulunmuştu. Zeminde bulunan seramik parçaları da incelendikten sonra tapınağın İÖ 1. Yüzyılda yapıldığına karar verildi. Burada kullanılan mermer ve taşların orijinal olmadığı, başka yapılardan alındığı belirlendi. Büyük bir ihtimalle, bu tapınağın altında da başka tapınaklar olmalıydı.

3,5 METRELİK TANRI

Tapınağın altını araştırmak ve dolgusunu tarihleyebilmek için sunağın hemen yanından sondaj çukuru açılmaya başlandı. Çok geçmeden büyük bir sürprizle karşılaşıldı.

Tapınağın zemininden yaklaşık 6,5 metre aşağıda ana kayaya oturtulmuş yaklaşık 3,5 metre yüksekliğinde bir monolit (Gökten geldiğine ve tanrıyı temsil ettiğine inanılan taş) ortaya çıktı. Çok az yontularak düzeltilmiş piramit şeklindeki taş ikiye ayrılmış olarak bulundu. Alt parça ana karaya oturduğu yerde duruyordu ama üst parça Güney yönüne doğru yatmıştı. Kayanın tabanının çevresinde kül artıkları, hayvan kemikleri, çok sayıda seramik parçaları ve renkli çakıllar bulundu. Bunlar bu kayanın bir tanrının simgesi olduğunun kanıtlarıydı. Burada bulunan siyah seramiklerin İÖ 4 veya 5. Yüzyıla ait oldukları anlaşıldı.

Kayanın çevresinde yapılan incelemede, zaman içinde kayanın çevresinde girişi olmayan bir duvar örüldüğünü ortaya çıkarttı. Büyük bir ihtimalle bu duvar kutsal taşı Kuzey yönünden kayan topraktan korumak amacıyla yapılmıştı. Zamanla bu duvarın çevresi de toprakla dolmuş, insanlar yine de kutsal taşı görebilmişlerdir. Son adak kalıntıları, taşın üst seviyesinin 40 santim kadar altında bulunmuştur. Kutsal taş tamamen toprakla kaplanınca üstüne yeni tapınaklar yapılmıştır. Ama her defasında sunak kutsal taşın tam üzerine gelmiştir. Bu taşın hangi tanrının simgesi olduğu hala tam net değildir. Kimi temsil ediyor? Kentin kurucusu Kaunos'u mu? Kaunos'un baş tanrısı olduğu sanılan Basileus Kaunios'u mu? Zeus'u mu? Apollon'u mu? En kuvvetli ihtimal, Kaunios'u simgelemesidir.

KUTSAL TAŞ MI ? ANFORA MI ?

Letoon'da bulunan Likçe, Aramice ve Grekçe bir yazıtta Kaunoslulardan ve Basileus Kaunios'tan söz edilmekteydi. Sonradan ele geçirilen pek çok yazıtta ve Mısır papirüslerinde de Kaunios adı geçmektedir. Bu kayıtlardan bazılarına göre Kaunios'un bir tanrı olduğu anlamı çıkmaktadır. Bazılarına göre ise bir kraldır. Belki de tanrılaştırılmış bir kral! Hatta Kaunios, kentin kurucusu Kaunos bile olamaz mı?

Prof. Dr. Işık, Kaunos paralarının arka yüzünde yer alan piramide benzeyen şeklin bulunan kutsal taşı simgelediğini tahmin ettiğini söylüyor.

Oysa daha eski paralara bakıldığında piramide benzer şeklin 2 kulpunun bulunduğu, 2 tarafında da 2 üzüm salkımı bulunan anfora olduğu görülüyor. Homeros'un sık sık içki alemi yaptıklarını söylediği Kaunosluların paralarına kutsal taş yerine şarap simgesini koymaları daha mantıklı olamaz mı? Paralardaki K ve B harflerinin Kaunos'un yerel adı Kbid'in ilk 2 harfi olduğu kesin. Acaba piramit neyin simgesi?

Aslında Kaunos'la ilgili yazılabilecek daha çok şey var. Ama en iyisi Kaunos'u ziyaret etmek, yeterli zaman ayırarak tarihi yerinde solumak.

Foto Galeri